Güncelleme / Updated  
16/8/2008
 
www.tekinnumismatik.com
spacer
spacer
www.tugra.org

 

Osmanlı Paralarında Ölçü ve Ayar

NECDET KABAKLARLI'NIN YAYIMLIYACAĞI

TİRE'DE DARPEDİLEN OSMANLI BAKIR PARALARI KİTABI İÇİN HAZIRLANMIŞTIR

Sayfa : 3

YAZAN : Necdet Kabaklarlı - Metin Erüreten

   
 

           Bu neticeleri vermeden önce Osmanlılar devrinde gümüş ve altın metallerinin ne şekilde arıtıldığı hakkında çok kısa bir bilgiyi vermekte fayda buluyoruz.

            Gümüşün arıtılması: Gümüş madeninden çıkartılan cevherler önce yıkanmakta, sonra öğütülüp tekrar yıkanmaktadır. Açık bir alanda önce bir sıra odun ve üzerine bir tabaka meşe kömürü konduktan sonra yıkanıp kurutulan gümüş cevherleri kemer şeklinde bir yığının üzerine dizilir. Oluşturulan yığının etrafı balçıkla sıvanır. Yığının altına bir hava deliği açılır ve üstünde bir baca bırakılır. Bu işleme “Roşt” denilmektedir. Ateşlenen bu yapma fırın, metal ergiyip akıncaya kadar uzunca bir süre yakılır. Bu ilk yakma işleminden sonra ergitilen cevher 2 defa daha yakma işlemine tabi tutulur. İkinci ve üçüncü yakma

işlemlerinin gerçekleştiği fırınlar 140 ile 150 cm boyunda merkezi bir ısıtma odası ile buna bağlı olan ve eritilen cevherin toplanacağı harici bir odadan ibarettir. Bu fırın 2 tane körük yardımıyla devamlı olarak yakılır. Körükler insan, su veya hayvan gücüyle döndürülen çarhlar yardımıyla çalıştırılır. Böylelikle alttan gümüş eriyiği akmaya başlar. Elde edilen bu metal eriyiği saf olmayıp içinde altın da olmak üzere karışıktır. Karışık gümüşün saflaştırılması kalhane dediğimiz fırınlarda gerçekleştirilmektedir.

            Altının arıtılması: Doğada altın cevheri bazı istisnalar dışında saf olarak bulunmaz. Çoğu kez gümüş ve bakırla karışık halde bulunmaktadır. Ayrıca gümüş madeninde gümüşün içinde altın ve bakır bulunabilir. Bakır madeni içinde de ekseriyetle altın bulunmaktadır. Bu durumda karışık halde bulunan bu maden bileşimlerinin birbirinden ayrılması gerekmektedir.

            1- Doğadan çıkan cevher yıkandıktan sonra öğütülüp tekrar yıkanır. Bu cevher gümüş madeninin ilk aşamasında anlattığımız üç kademeli ergitme prosesiyle külçe haline getirilir. Bu külçeler tekrar arıtılmak üzere kalhaneye gönderilir.

            2- Kalhaneye gelen külçe tekrar arıtılmak üzere işleme tabi tutulur. Kalhane ustası kal olunacak külçenin içindeki muhtemel bakır oranına göre bir miktar yumuşak kurşun koyarak kal potasına yerleştirir. Kal potası; kül ve horasan sıvasından yapılan süngerimsi (delikli) yassı ve yayvan fazla derinliği olmayan ve elde yapılan bir çömleğimsi potadır. Bu yapma çömleğimsi pota geniş ve derinliği az bir kal ocağının üstüne konur. Külçe ve kurşunun

üzerine çıra, odun ve kömür yerleştirilerek ateşlenir. Ergitilen metalin üzerine kuvvetli bir körüğün şiddetli bir rüzgârı ile oksijen verilir. Kurşun yanarak mürdesenge ( tabii kurşunoksit) dönüşür. Kal ocağının önündeki delikten bu mürdeseng akar gider veya potamsı çanak süngerimsi olduğundan bu mürdesengin bir kısmını emer. Ayrıca kal ustası, uzun ve ucu yassılaştırılmış bir demir çubukla pota üstünde kaymak tabakası gibi biriken mürdesengi sıyırıp alır. Mürdeseng ocağın dışına akar, gider. İçinde kurşunu biten eriyik kendi halinde donar kalır. Kal ocağında yassı yuvarlak bir çörek kalır. Bu yuvarlak çörek biçimindeki saflaştırılmış metal, gümüş ve altın ihtiva eder. Ayrıca dışarı akan ve potada kalan mürdeseng geri kazanılarak diğer işlemlerde tekrar kullanılır.

            3- Yuvarlak çörek biçimindeki metal tekrar ısıtılarak sıcak bir vaziyette su içine atılıp güherse veya güverse dediğimiz küçük kürecikler haline getirilir. 1-2 mm. çapındaki bu küçük parçacıklar izabe kalıplarına konulur ve saç yağı ile 66 derece ısıda birkaç dakika kaynatıldıktan sonra yavaş yavaş gümüşün tamamı asitle sıvı haline gelir.) Altın, tuz olarak kabın dibine çöker, asitli gümüş ve bakır eriyiğinin kirli suyunun kirliliği durulduktan sonra süzülür ve başka kaba aktarılır. İzabe kabının dibine çöken altın tuzu güzelce yıkanıp kurutulduktan sonra birkaç defa eritilip külçe haline getirilir. İzabe kabından eriyik halinde süzülen (kal olan) sıvı kurşunla kaplı ve içinde sulandırılmış asit bulunan kaba boşaltılır. Bu aşamadan hemen sonra eriyik halis bakır bir yaprakla şiddetlice karıştı-

rılır. Bu prosese gümüş, bakır tarafından tutulduğundan gümüş, tuz olarak kurşun kabın dibine çöker. Kaptaki eriyik süzüldükten sonra geriye kalan gümüş tuzu yıkanır ve içindeki bakır parçaları çıkarılır. Yıkanan gümüş tuzu aynen altında olduğu gibi birkaç defa ergitilip (izabe edilerek) gümüş külçe haline getirilir. Kurşun kaptan başka kaba aktarılan süzülmüş sıvı, buharlaştırıldıktan sonra başka bir kurşunlu kaba aktarıldığında, göztaşı meydana gelir. Bu göztaşlarından çıkan katı ve siyah sudan tekrar sac yağı elde edilir.

            Günümüzde ilkel metotlarla çalışan kalhanelerde benzer metotlarla karışık gümüş, altın ve bakır cevheri ayrıştırılmaktadır. İstanbul’da Kapalıçarşı civarında halen aktif olarak çalışan birkaç kalhanede ısıtma fueloil ile ve proses de nitrikasitle yapılmaktadır. İlk kal ocağında, külçe, kurşunla karıştırılıp kuvvetli aspiratör üşemesiyle gerçekleşen kal işlemi sonucunda elde edilen karışık külçe, az miktar kurşunla birlikte tekrar pota kalı denilen ocakta, üstünden kuvvetli oksijen verilerek ergitilir. Suya dökülen ergitilmiş metal, küçük kürecikler haline getirilir. Sonra nitrikasitle muamele edilir ve altın tuz şeklinde çöktürülür. Bu eriyik bir bezden süzülerek altın tuzu geri kazanılır. Asitli sudaki gümüş ve bakır da geri kazanılır. Gerek altın tuzu ve gerek gümüş suyu kurutulduktan sonra birkaç kez eritilerek, altın ve gümüş külçe haline getirilmektedir. Isının ve kullanılan asitin gücüyle 995 ayar civarlarında gümüş ve altın kolaylıkla rafine edilmektedir. Analizlerini yaptırdığımız gümüş akçelerinin ayarları genelde 960±20 olarak değişmektedir.

             Kuruluşundan 1650 yılına kadar bir periyodu kapsayan bu devre içinde Osmanlılar halis gümüş olarak bu sınırlar içinde kalan gümüşü kullanmışlardır. Bu zaman sürecinde görülüyor ki Osmanlılar gümüşün ayarını binde 975 civarına getirme tekniğine sahiptiler. Halis gümüşün ayarını yukarıda belirtilen sınırlar içinde kalmasının sebebi, bizim izlenimlerimize göre o günün koşullarında yakıt ve kal işlemlerinin fazladan ek bir masraf getirmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Herhalde bu ayarlar, yetkililerce de yeterli görülmüş olmalıdır. Zaten 1000 ayar gümüş (ki günümüzde en yüksek 999 ayara ulaşılabilir) son derece yumuşak ve aşınmaya çok müsaittir. Bugün en yüksek ayarda imal edilen takılar dahi 925 gümüş ayar damgasını taşımaktadırlar. Akçelerin ayarları konusundaki yanlış ve eksik bilgiler, bu hususta tarihi araştırma yapanlar tarafından esaslı ve güncel bir tahlil yaptırmadan, eski yazarların makale ve kitaplarından alıntı yapılarak ve mehaz gösterilerek naklen günümüze ulaşmıştır. Yukarıda belirttiğimiz akçe ayarları, en son teknolojiler kullanılarak hassas bir şekilde tahlil ettirilerek bulunmuştur.

 

SAYFA 1 - 2 - 3 -4

     
 

Yeni ! New !

Türkiye Cumhuriyeti

Paraları 

TIKLAYIN

CLICK HERE

Anadolu Nümismatik Bültenine abone olmak için buraya tıklayın.
32 Sayfalık
6.sayı çıktı >>
 

Koleksiyonerlerin buluştuğu

Forum'a gitmek

için tıklayın >

Nümismatik Kitapları Numismatic Books

 

 

 

Osmanlı Darphaneleri

Ottoman Mints >>

 

Eski

Türkçe

Öğreniyoruz :

Cüneyt Ölçer'den

20 Derste Eski Türkçe >

Hicri/Miladi

Tarih Çevirimi

AH/AD

Date Converter

Sahte ve

Oynanmış

Osmanlı

paralarına dikkat !

Arap harfleriyle Sultan

isimleri

Sultan names in arabic letters